Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı

9 Haziran 2026
Sevda Yüksel

Ben Stiller’in yönettiği ve baş rolünü üstlendiği 2013 yapımı Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı (The Secret Life Of Walter Mitty) filminin senaryosu, James Thurber’in 1939’da bir dergide yayımlanan kısa öyküsüne dayanır. Öykü, Steven Condrad tarafından sinemaya uyarlanır. 

“Sonun geldiğinde önemli olan ne kadar zamandır yaşadığın
değil, yaşadığın zamana ne kadar hayat kattığındır.”
(Lincoln)

Newyork’ta yaşayan Walter Mitty, LİFE dergisinin negatif metaryel müdürüdür. İzleyici onunla filmin ilk sahnelerinde önce evinde hesap yaparken, ardından da kayıt ücretini ödediği eHarmony Çöpçatan sitesi profilini doldururken görür. Onu bir çöpçatan sitesine kayıt olmaya yönelten bir ay önce onunla aynı bölümde çalışmaya başlayan Cherly Melhoof’un siteye üye olduğunu duyması üzerine onunla iletişim kurma isteğidir. Sitede Cheryl Melhoof’un profilini inceler. Onun mükemmel erkeğini “maceracı, cesur, yaratıcı ya da işi olan” diye tanımladığını görür. Üç bacaklı (engelli) bir köpeği olduğunu da oradan öğrenir. Onunla iletişimin ilk adımı olarak “Göz kırpın” butonuna bassa da isteği yerine getirilemez.

Bu noktada izleyicinin aklından geçen soru “Birlikte çalıştığı bir kadına neden yüz yüze çıkma teklif etmiyor?” olacaktır. Walter’in yanıtı, onun farklı bir yönüne kapı aralar. Bir şarkıya gönderme yaparak şöyle der: “Adam, sevgili arıyorum diye bir ilan verir. Onu karısı yanıtlar. Birbirleri için yaratıldıklarını fark etmediklerini anlarlar.” Belki bizim de çevremizde birbirimiz için yaratıldığımızın farkında olmadığımız birileri vardır.

Yaşadığı devasa apartmandaki dairesinden çıkar, elinde çantasıyla ağır adımlarla yine devasa binaların arasında ilerleyerek  tren istasyonunda bir banka oturur. eHarmony sitesini arayarak neden göz kırpma butonuna basamadığını sorar. 

Karşısına çıkan görevli onun profilini incelediğinde pek çok bölümü boş bıraktığını görür. “Gittim ve yaptım” bölümü de onlardan biridir. Wallter, önemli ya da bahse değer bir yere gitmediği için bu bölümü atlamıştır. Karşısındaki ses bu kez ona “Önemli ya da bahse değer bir şey yaptın mı acaba?” diye sorar.

Bu noktada filmin temel sorusuyla karşılaşırız: Önemli ya da söz etmeye değer bir şey yaptık mı? Walter’in yaşamına baktığımızda devasa binaların hüküm sürdüğü bir kentte, evi ile iş yeri arasında yaşamı geçmiştir. Düşlere kaçarak sıkıştığı çemberi gevşetmeye çalışır. Sonrasında izleyici, Walter’in yaşadığı andan koparak düş dünyasına dalmasına sık sık tanık olacaktır. Bu anların ilkinde  Walter bir köpek havlaması duyduğunu var sayar, yerinden doğrulur, sese doğru koşar, uçarak karşı binadan içeriye girer, köpeği kaptığı gibi dışarı çıkarır. Ardından binada bir patlama meydana gelir. Cheryl, bağırarak ona doğru koşar ve köpeğe sarılır. Bu, onun engelli köpeğidir. Walter, durumu bir gaz kokusu ve köpek havlaması duyduğu, merdivenlerden inerken de köpek için bir protez tasarladığı biçiminde açıklar. Cheryl, “Çok bahse değersin” diye ona hayranlığını dile getirirken Walter üç kurala göre yaşadığının altını çizer: macera, cesaret ve yaratıcılık. 

Walter, gerçek yaşamında kuramadığı “söz etmeye değer yaşam”ı düşleriyle yaratır. Oysa maceraya atılacak cesarete ve yaratıcılığa sahip değildir. 

Bindiği trenden onunla birlikte pek çok kişi inerek kente dağılır. O, Time&Life dergisinin binasından içeri girer. Bu arada kız kardeşi elinde bir pastayla “İyi ki doğdun!” diye bağırarak ona doğru koşar. Tam kırk iki yaşına basmıştır.  İzleyici, Life dergisinin sloganıyla ilk kez Walter turnikeden geçerken arkasındaki duvarda karşılaşır: Dünyayı görmek, tehlikeli şeylerle karşılaşmak, duvarların arkasına bakmak, yaklaşmak, birbirini bulmak ve hissetmek, işte hayatın amacı bu. 

On altı yıldır hayatın amacını, “dünyayı görmek, tehlikeli şeylere ulaşmak, duvarların ardını görmek, yakınlaşmak, birbirimiz bulmak, hisssetmek” olarak tanımlayan bir dergide çalıştığı halde bu, onun yaşamında gerçekliği olmayan bir slogan olmaktan öteye geçememiştir. 

Walter’in dünyası neden bu kadar daralmış; o, bu dünyanın içine nasıl sıkışmıştır? Cherly’nin çöpçatan sitesinde bir erkekte aradığı özellikler arasında “işi olan”ı da sayması, kapitalist dünyanın olmazsa olmazına işaret eder: PARA. Bu, Walter’in yaşamında olduğu gibi kendi olma şansımızı elimizden mi alıyor? Biz kimin hayatını yaşıyoruz? Kapitalizm, insanı yavaş yavaş öldürüyor mu? Gelecekte insanı bekleyen tehlikelerden biri de durağanlık, tekdüzelik ve rutin hayatın çekilmezliği mi olacaktır? 

Life dergisinin el değiştirdiği, yayın yaşamını internet ortamında sürdüreceği haberi ortaya bomba gibi düşer. Hazırlıklı olmadıkları bu haber, pek çok çalışanın birden işsiz kalacağı gerçeğini yüzlerine vurur. Bu durum onlara “Bazılarınızın yeni ortaklık için hayati öneme sahip olmadığınıza karar verilecek ve bizimle kalacak pozisyonlara önümüzdeki hafta karar verilecek.” diye açıklanır.

Hazırlıklarını iki buçuk hafta içinde tamamlamaları gereken son bir sayı vardır önlerinde. Walter kendi iş yerine indiğinde hâlâ film kullanan Fotoğraf Sanatçısı Sean O’Connel’in negatif bir film makarası ve ona bir armağan gönderdiğini öğrenir. O’Connel yazdığı notta gönderdiği “25 karenin yirmi beşincisinin en iyisi ve hayatın özü olduğunu” söyler. Bu, onun “yıllar boyunca durup dinlenmeden çalışmasının küçük bir karşılığı”dır. Son sayının kapağı bu kare olacaktır. Ancak yirmi beş numaralı negatif, O’Connel’in gönderdiği film rulosundan çıkmaz. Armağan paketinin içinden ise  üzerinde “Yaptığın harika işler için teşekkürler” yazan bir cüzdan çıkar. İçinde ise Life’in sloganı yazmaktadır. İzleyici, film ilerledikçe sürekli dünyayı gezen Sean O’Connel’in bu slogan doğrultusunda bir yaşam sürdüğünü ve mutlu olduğunu görecektir. Walter’e çalıştığı katın duvarındaki bir fotoğraftan “GEL” işareti yapmasıyla onun Life dergisinin sloganı doğrultusunda bir yaşama koştuğuna tanık oluruz. 

Gezginlerin aşina oldukları büyükçe bir sırt çantası, Walter’in kullanılmayan eşyaları arasındadır. O çantayla Avrupa’da bir geziye çıkacaktır. Babası da ona eşlik etmesi için bir seyahat günlüğü armağan etmiştir ancak babasının ölümü, planları alt üst etmiş, Walter kendini Avrupa’ya giderken bulmak yerine çalışmak zorunda kalmıştır. Artık çantanın kullanılmayan eşyaların arasından çıkarılarak Walter’in sırtında yerini almasının zamanı gelmiştir. Onu O’Connel’in izinde Grönland’dan İzlanda’ya, oradan Afganistan’a uzanan bir yolculuk beklemektedir.

Düşlerimizin bile elimizden alındığı bir dünyada kuşkusuz düş  kurabilmek bir ayrıcalıktır ancak daha önemlisi onları gerçek kılabilmek, açığa çıkmak için fırsat kollayan potansiyelinizi keşfedebilmek, düşlerimizdeki insana dönüşebilmektir. Gerçekler; düşlerle aramıza girdiğinde direncimize, mücadele gücümüze tutunabilirsek Walter Mitty bizden selamını esirgemeyecektir. İnsana ve emeğe saygı duymamız gerektiği ise filmden izleyicisine kalan en güçlü mesaj olacaktır.   

.